mp3player
PACHELBEL´s CANON
Bu yazının kitap formatında düzenlenmiş fotoğraflarını görebilmek için aşağıdaki linke tıklayınız:
_ŞİRİNCE.pdf _750 kb
Benden Selam Söyle Anadolu´ya adlı kitabıyla ünlü ve çocukluk yıllarının bir kısmını burada geçiren Yunanlı yazar Dido Sotiroyo, "Şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa, bizim Kırkınca cennetin bir parçası olması gerekir." diyor.
Bundan yaklaşık yüzyıl önce Şirince nüfusu 5.000 civarında olan bir Rum köyüydü. Köyün tarihine bakıldığında çok daha eski zamanlarda da önemli bir yerleşim merkezi olduğu görülüyor. Önceleri KIRKINCA olan adı Rum dilinde KİRKİNCE, Türkçede ise daha sonraları ÇİRKİNCE´ye dönüşür. 1930 tarihinde o zamanın İzmir valisi Kâzım Dirik Paşa bu adı bugün kullandığımız ŞİRİNCE olarak değiştirir. Selçuk ilçesinden yaklaşık 9 km uzaklıktaki, yamaç ve tepelerin arasındaki verimli bir alanda yer alan bu gizemli köy gerçekten şirin, havadar, çekici, yeşili, ağacı, üzümü bol; geleneksel Ege köy mimarisine örnek oluşturan eski ahşap evleriyle alımlı; halkının konukseverliliğini yansıtan sevecen ve görülmeye değer bir beldedir.
Yerli ve yabancı çok sayıda konuğu ağırlayan Şirince´nin taşlı yolları oldukça diktir; yamaca serpilmiş, beyaz badanalı evleri kırmızı kiremitleriyle yeşile göz kırpan bir uyumluluk içindedir. Şirince köyü 1986´da SİT alanı olmuştur. Bugün Şirince´nin nüfusu yaklaşık 1000 kişidir. Dar sokaklar boyunca yerli halk elişlerini sergilemekte ve turizmden kazanç elde etmeye çalışmaktadır. Kendine özgü üzümü ve özellikle ev yapımı şarapları giderek ün kazanmaktadır. Kalınabilecek evler ve pansiyonlar da vardır.
Şirince´de harap durumda iki kilise bulunuyor. Bunlar, özellikle Aziz Yoannes Kilisesi zamanın, zaman içinde de insanın, ne denli yıkıcı, yok edici olabileceğine örnek verir gibidir. Daha önceden yapılmış bir ibadet yerinin üzerinde 1805 yılında yeniden inşa edilen Aziz Yoannes Kilisesi, şimdilerde içinde bulunduğu dökük harap durumundan ADB´de yerleşik bir vakfın desteğiyle onarılmıştır. Güzelim duvar freskolarının tahrip edilmiş, kalanlarının üzerine kat kat badanalar sürülmüş! Ne yazıktır ki, heykellerin de çoğu kötü biçimde tahrip edilmiş, kırılmış. Dünyanın neresinde olursa olsun sanata ve tarihe değer veren insanların gönlünü incitiyor bu acımasızlık. Üzerinde düşünülmesi gereken de budur.
Geriye kalan eski ve orijinal ahşap kapılara elinizi değdirdiğinizde geçmişi bir an için bile olsa duyumsarsınız. Bu çalışmamdaki amacım okura/izleyene Şirince´yi tanıtmak değildir; Şirince´de ya da ülkemizin her hangi bir noktasında, saygı duyulması gereken bir geçmişin olduğunu, bir zamanlar orada sanata değer veren, bu duygu ve dürtülerini resim ve heykel gibi öğelerle dışa vuran, bizlere kadar iletenlerin olduğunu göstermektir. Tarih dokusu içinde eski evlerin, sokakların, han hamam, kütüphane, cami ve kiliselerin, yazınsal, işitsel ve görsel sanatlarda olduğu gibi, özenle ve saygıyla korunması bir insanlık yaşam biçimi şekline dönüşmelidir. Yurtdışında görebildiğim Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika ve hatta Afrika ülkeleri bunu başarabiliyor. Ya bizler?
Son olarak fotoğraflara ilişkin kısa teknik bilgi: iç mekânlara ait tüm kareler Canon EOS 20D dijital kamera ile, RAW formatında, flaş kullanılmaksızın, ISO 800 değeriyle çekilmiş, Adobe Photoshop programıyla işlenerek sayfalara uyarlanmıştır.
|